Ana içeriğe atla

Paradan Tatlı Ne Var?


Selam Huysuzlar, 

Bilenler bilir sahaf gezmek her zaman insana yeni dünyaların kapılarını aralar. 

Yeni yayınlanan kitapları da takip etmek güzel ancak sahaflarda bulunan kitaplar beni çoğu zaman daha çok çekiyor. 

O eski kitap kokusu ve ışıltısının içinde geçtiğimiz gün 1962 yılında Üç Maymunlar Yayınevi'nin Polis Romanları serisinden çıkmış, çevirisini Yalçın Evinay'ın yaptığı James Hadley Chase'in Paradan Tatlı Ne Var? romanına denk geldim. Kitabı bitirir bitirmez de biraz araştırma yaptım. Maalesef yayınevi ve çevirmen hakkında bir bilgiye ulaşamadım. Yazar ise hayli tanınan bir kişiymiş. Meraklısına  yayınevinin Polis Romanları serisi bazı eski kitap sitelerinde satışta. Yazarın Kibar Katil, Festivalde Cinayet, Aşk ve Ölüm gibi toplamda doksandan fazla kitabının yanı sıra filme çekilen de hayli romanı var. Yazar ile ilgili araştırma yaparken çok enteresan bir bilgi okudum. Yazar aslen İngiliz olduğu ve hayatında sadece iki kere Amerika'ya gittiği halde kitaplarının hepsi Amerika'da özellikle Şikago'da ve New York'ta geçiyormuş. Paradan Tatlı Ne Var? da Amerika'da geçen bir kitap, hatta okurken kendi kendime o yıllara ait Amerikan yapımı bir film izlediğimi düşündüm.

Kitabı anlatmaya başlamadan önce dikkatimi özellikle çeken bir konudan bahsetmek istiyorum ki o da çeviri dili. 1960'lardaki konuşma şekli bizim şu anki konuşma şeklimizden hayli değişik. Zaman tünelinde sürükleniyormuş hissiyle okudum kitabın tamamını. Bizim şu anda kullandığımız nazar kelimesinin yıllar içerisinde nasıl evrildiğini gördüm örneğin. Kitaptan bir cümle: "Bana doğru dönüp soran bir nazar fırlattı." Başka bir dilsel evrimde polis romanları tanımlamasında oluyor. Başlangıçta cinai romanlar, sonra polis romanları ve sonunda da polisiye romana evriliyor bu türdeki kitapların adlandırması.     

Kitap 2. Dünya Savaşı'na katılıp savaş sırasında yüzünden yaralanan ve eve döndükten sonra depresyona giren genç bir adamın hayat yolculuğunu anlatıyor. Yazarın kendisi de 2. Dünya Savaşı'na katılmış. Roman, kahramanımız Jefferson Halliday'in yaptığı yanlış seçimlerle başlıyor ve devamında pişmanlıklarını, uğradığı ihanetleri, cinayet kurgularını ve hayatını bir düzene koyma çabasını okuyoruz. Tabi bu arada bol miktarda cinayet, yakalanma korkusu, intikam yeminleri, polisle mücadele ve amansız bir kovalamaca okuyoruz. Tüm bu olan biten hızlı bir tempoda birbirine bağlantılı karakterlerin okudukça çözümlenen hikayeleriyle ve sona yaklaşırken bile hala daha en sonunda kahramanımızın başına ne geleceğini kestiremeden geçip gidiyor.

Eğer perileri, vampirleri, büyüleri ve bir dolu fantastik öğeleri içermeyen, merak uyandırıcı soluk soluğa bir iç muhasebenin yaşandığı bir polis romanı okumak isterseniz sizde size en yakın sahafın kapasını çalabilirsiniz. 

Keyifli okumalar...     


 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Puslu Kıtalar Atlası Üzerine Birkaç Söz

  Selam Huysuzlar, İhsan Oktay Anar'ın yeni romanı Tiamat çıkalı kısa bir süre oldu. Bir arkadaşım Tiamat'ı okumak istiyorsam ve İhsan Oktay Anar hiç okumadıysam önce Puslu Kıtalar Atlası'nı okumamı önerdi ve bendenizde klasik yüksek merak dozumla kitabı bir çırpıda ama acele etmeden tadını çıkararak okudum. Kitabın ilk basım tarihi 1995, bendeki kopyası ise 73. baskı. Biliyorum geç kaldım :) ancak azimliyim Tiamat'a geç kalmayacağım.  Kitabın konusuna gelince buraya hiç girmeyeceğim ve benim dışımda hala okumamış birkaç kişi kaldıysa kesinlikle keyiflerini kaçırmayacağım. Romanda beni en çok heyecanlandıran tüm karakterlerin geldikleri yerleri ve maceralarını, bizim okuduğumuz zamana nerelerden geçerek geldiklerini ve en sonunda nereye vardıklarını öğrenebiliyor olmamız. Daha da heyecanlısı ise sadece romandaki karakterlerin değil şeylerin de hayata gelişlerini, düştükleri elleri ve nasıl nihayete erdiklerini öğrenebiliyoruz.  Düş kurmayı seven biri olarak, böylesine a...

Geri Sayım Başladı... Roket Bilimkurgu Öykü Dergisi yayında

Selam Huysuzlar,  Roket Bilimkurgu Öykü dergisi yayın hayatına başladı. Ruhşen Doğan Nar'ın editörlüğünde Plüton Yayınları'ndan ilk sayısı çıktı ve bir bilimkurgu delisi olan ben hemen edindim. Sonsuz evrende kaybolmuşken bir koloniye  rastlamak gibi tarif edebileceğim bir ferahlamayla çevirdim sayfaları. İlk sayıda kimler kimler var... Metin Uçar, Ruhşen Doğan Nar, Emre Bozkuş, Faruk Korkmaz, Orkun Uçar, Fredric Brown, Ümit Büyükyıldırım.  Her öykü için sayfalarca yorum yazısı yazabilirim. -Belki yazmış bile olabilirim- Bilimkurgu denildiğinde genel bir ön yargı oluyor insanların zihninde. Anlaşılmaz kavramlarla dolu, olması ihtimalsiz gelecek hikayeleri bekliyor insanlar. Oysa bilimkurgu hayal gücünü teşvik eden, sosyal gerçeklere değinen, sorunlara çözümler üreten, bazen çözümlere soru soran, yaratıcılığın kalıpsız evreninde gezinen bir dünya.  Okurken heyecanlanmak, merak etmek, yeni zaman dilimlerinde ve yeni dünyalarda bambaşka olasılıklarla karşılaşmak istiyor...

İnsanlar Her Şeyin İçine Nasıl S*çtığımızın Kısa Tarihi

Selam Huysuzlar, Tom Phillips'in İnsanlar Her Şeyin İçine Nasıl S*çtığımızın Kısa Tarihi isimli kitabını bitirdim geçen hafta. Bitirir bitirmez kitap hakkında bir kaç satır yazmak istedim.  Kitap, Konu Kitap'tan çıkmış bendeki kopyası 1. basım. Kitabın çevirisi Nazlı Tancı'ya ait.      Kitap insanların, ilk insandan Hitler'e, Harzemşah İmparatoruğu'nun şahı II. Alaeddin Muhammed'den kurşunlu benzinin mucidi Thomes Midgley Jr.'a, tarih boyunca yaptığı çılgınca ve saçma hataları mizahi bir dille anlatıyor. Yazarının arkeoloji ve antropoloji ile bilim tarihi ve felsefesi okumuş olması kitabın oluşumunda büyük katkı sağlamış.  Okurken bazı yerlerde "yok artık" diyerek kahkahalar atıp, bazı yerlerde "nasıl yani?" diye sorarak anlamaya çalışacaksınız. Bugünün mantığında ve koşullarında yaşayan insanlar olarak geçmişteki tüm hataları o günün bakış açısıyla değerlendirmek pek mümkün olmasa da diplomatik yanlış anlaşmalar, diller arasındaki çeviri...